



Seni de satarlar.
Namussuz olursan
daha fazla yaşarsın.
Namussuzluk;
sihirli bir değnek gibi.
Tüm haramları helal,
helalleri haram gösterir.
Ahlaklı olanı ahlaksız,
ahlaksız olanı ahlaklı.
Kabiliyetin vardır çünkü:
ikna,
algı yürütme,
kıvrak zekâ,
nüfuz...
ve en önemlisi:
kudret.
Son söylediğim,
pek çoğunu ikna etmeye yeter zaten.
Nice namussuzluğa susan bir toplumu,
bir erk sahibinin nidası
cazgır yapabilir.
Ve onlar,
aralarındaki en yiğit,
en namuslu insanı bile
taşlayarak öldürmeye ikna olabilirler.
Üstelik bunu yapacak iddialara
gözlerini kapayıp teslim olarak.
Ne bok olduğunu bildiğin bu insanlara,
hak ettiklerinden fazlasını vermeye kalkarsan,
seni her fırsatta
azgın bir köpek
ve domuz gibi parçalamak isterler.
Gücü ele geçirmiş olman yetmez.
Onların istediği,
zulüm cenderesini devralmandır.
En yakınındaki,
ezerek yükselmeye çalışan
bu böcekten hallice yaratıklara
hiçbir şey veremezsin.
Bir yolunu bulup içine sıçarlar.
Sen yapmasan bile,
senin o ilerici fikirlerine
kendini bir bok sanan dalkavuklar salça olur
ve içine ederler.
Bu böyledir.
İyi olan çok azdır.
Çorbadaki tuz kadar.
Böyledir bu dünyanın düzeni.
Düzüleni.
Diyeceğim o ki çocuklar:
dürüstlük kazandırmaz.
Yalan söylediler.
İyilik de kazandırmaz.
En azından bu dünyada.
Burası;
bir böceğin kabiliyetine sahip olanların dünyasıdır.
Bizim değil.
Hiçbir zaman da olmayacak.
Olamaz.
İyi olmak da,
doğru olmak da
doğaya aykırı çünkü.
İyiysen;
en fazla acırlar seni.
Ya da zarar veremeyeceğin için
görmezden gelirler.
Kullanabildikleri kadar kullanır,
işe yaramadığın noktadaysa
zayıflığını yüzüne vururlar.
O meşhur iyiliğin...
zayıflığın olur.
Isırmayan bir köpeksindir
ve bu yüzden sevilirsin.
Hele bir dişlerini göster.
Yeterince güçlüysen,
diğer dişlilerle aynı yöne bakıyorsan
saygı görürsün.
Ama dişlerin onlara dönükse...
havada nallarını izlemen muhtemeldir.
Uysallık gösterecek yerlerim ağrıyor.
Beni vurun.
Gel gör ki,
bıçak da kemikte değil...
demiş bir kuzukurt.