Devasa bir orman nasıl devrilip saçıldıysa, öyle yayıldım arza.
Bir fidanımı gören, o kadar zannetti ormanı;
orman hâlâ yaşıyor, hâlâ nefes alıyor.
Kıyam ederse yeniden, yine yek bir gövdede;
sessizliği incitmekten korkuyor.
Bu yüzden uyuyor orman ve uyumak zorunda;
dağılgın ve de yersiz hasım edinmekten.
Uçmakta dev kuşlu kanatların arasında,
karnında bal taşıyarak…
Bilinsin: Bir kanadın tepetaklak edeceği kadar cüssemiz,
ve bir karıncanın bükeceği bir bileğimiz var.
Bilinsin: Can çekişene imdat eden bir harcımız var.
Bilen, bildiğiyle yetinsin.
Bilmek, görmek, duymak değildir;
almak için yahut yerinden etmek için…
Ve değilim hüsranı görüp de yücelen,
yüce hisseden.
Hatrımdan geçtin; selamdır ancak niyetim—
fazlası değil.
Tarife gerek yok; görünüyor her hâlde ahvalin.
Meraka gerek yok; hoşnut ve de mesut geçen yok bu dikenli bahçeden.
Ayağına batan diken ne de yerde biten benden değil;
o hâlde eylemem iftihar.
Ben dediğim, gönülden seken;
her sahrada kendini yitiren, gayba karışan…
Mihman bile değilim bu bahçede;
beni kendi zanneden, dikenlerle yunsun, paklansın.
Ben bu viraneye çatı olamam;
viranda araya kaynamış antik bir parçayım.
Çehrede yön tutar lakin gelmem pastan göze.
Koy ismini: Unutulan.
Yolun başında yaştım;
yandım, yakıldım—
ama kül olmadım.
Kızıl bir zaman, kızıl bir ay, kızıl bir güneş,
kızıl bir yıldız toplansa bir araya;
yetmez yine de,
parçalanmış olanı bir araya getirmeye.