Ne özel ne de güzel olabildin.
Madem bu çirkinlik işinde mahir olabilmiştik, öyleyse göründüğümüz gibi oluvermeliydik.
En azından içi dışı bir oluvermiş olurduk.
Yalnız, ahkâm keserken kullanılan doğruluk da bir güzellik sayılsa da kimse hakikatin gölgesinde yaşamak istemezdi.
Yani hakikat, bir çeşit çirkinlikten ibaretti; heva taşıyan cesetlerin nezdinde.
Hakiki çirkin olmak yolunda davam.
Görmezden gelinen, böylelikle değer ihtiva etmeyen, niteliğini yitiren, rağbet görmeyen bir çeşit yokluk hâli.
Bir çeşit yokluk evreni.
Nihayet aynı koltuk altına toplanacağız tüm rağbet görmüşlerle.
Kaybedenin koltuk altına dürülevereceğiz.
Birleşecek yollarımız.
Belki de bu koltuk altını hatırlatıyor çehremiz.
Ondan çehreler buruşuyor ve de buruk tadımız.
Hakikaten kimse hakikati arzulamaz; buna tahammül etmek istemez.
Morfin olma işlevini yerine getiren, yaşadığı acıyı uyutan, hakikati perdeleyen ışıltılar görmek ister kendinde ve çevresinde.
Kimsenin hakikat ile işi yoktur; ondan söz etmesi güzeldir, ancak maruz kalması felakettir.
Doğruyu söyleyenden memnun olanı göremedim.
“Başımıza iş çıkardı yine bu patavatsız.” minvalinde yaklaşılır bu kimselere.
Ne gerek vardı?
Sana mı kaldı derler adama.
Uzatma derler.
Çirkinlik budur.
Hakikati tanımak istiyorsan, ölülerden ne kadar çabuk kurtulmaya çalıştığımızı düşünmek yeterlidir.
Hakikat yalın ve de çıplak.
Hiç ilgi çekmiyor.
Ve orada durdukça ağırlaşıyor.
Hem kokusu hem kendisi.
Derhal görünmeyecek bir yere kaldırmaya bakıyoruz.
Belki boş bir zamanımızda hatırlarız.
Hatta estetik durması için mezar taşı falan yaparız.
Öylece sadece toprak olunca yine bir şeyler hatırlatıyor.
Böyle şeylere yer yok.