



Hatalar.
Öyle olmasın istediklerin.
Öyle olmasın istediklerim.
Fark ettim.
Değiştiremem.
Başka türlü olsun diye uğraşıp
elime yüzüme bulaştırdığım şeylerdi
hatalar.
Giden de hata değildi aslında.
Öyle gerekiyordu.
Döndürmeye çalıştın.
Teslim olmadın.
Hatalar yaptın.
Ne kadar çok şeyi değiştirmek istediysen
o kadar çok hata çıktı ortaya.
Değiştirebileceğini düşündün yıllarca.
Ve yalnızca hatalar doğdu.
Balık baştan kopar.
Her şey olması gerektiği gibiydi.
Hata;
senin öyle olmaması gerektiğini düşünmendi.
Yani bir bok bildiğine inanmandı.
Birilerini ikna edebileceğini sanmandı.
İşin aslı öyle değildi işte.
Geç mi fark ettin bilmiyorum.
Ama şimdi bununla da dövünme.
Bir faydası yok.
Anladıysan
olay bitmiştir.
O kadar sopa
anlaman içindi zaten.
Kaç değnek kırıldı sırtında?
Kaç kırbaç eskidi suratında?
Saydın mı hiç?
Sanmıyorum.
İnanmak...
Öyle bir şey işte.
İnanç denilen şeyi
çok boktan yerlerde harcadın.
Belki de bitirdin.
Ne dersin?
Hatalar.
Bir de hipnozunda kalıp
fark etmediğin hatalar var.
Biliyorsun içten içe.
Ama değiştirecek gücü
bulamıyorsun kendinde.
Bir yerlerin yemediğinden değil aslında.
Dümdüz inat.
Biliyorsun.
Hâlâ bir şeylere inanmış haldesin.
Şimdi de
değiştiremeyeceğine inanıyorsun.
Biliyorsun.
O yüzden anlatmıyorum zaten.
Neyse...
Bu hâlimize şükür.
Buna da şükür.
Artık daha düzsün.
Böyle icap ediyor.
Daha düz.
Daha da düz olacaksın.
Bir şeyin en sivri ucu gibi görünen
ama göze batmayan.
Samanlıktaki iğne gibi.
Bir saç telinin sivriliği
ne kadar zarar verebilir ki?
İşte o kadar.
Küçük bir detay.
O kadar.
Bu kadar da yeter zaten.