Diriden ölü, ölüden diri çıkaran...
Yalnız senin için oynuyorum bu tiyatroyu —
senin için tutuyorum bu dümeni.
Tüm kemiklerim un olana dek,
ya da daha hafif bir şeye dönüşene dek, bilmem.
Süngünün çığrından sapmış bir çağın içindeyim;
siper edilmiş gövdemle, al kanımla yıkanıyorum.
Kanımdaki demiri haşlıyor; çemberler soluyorum.
Üflediğin derme çatma viraneden
çıtırtı çıkarmaya çalışmak ötesinde değil çabam —
devriliyor cümlelerim, domino taşı gibi.
başî me... ene bikhayr...
I am fine — I am ok — iyiyim ulan.
İçimden tüm istekleri sökerken, şer tırpanların;
hayırlarla uğurladığım menfaatlerim,
görünene aldanmaktan sürülmüş, seyreyen gözlerim:
koparılmış gibi hüzünlerimde bir üzümcesine.
Ekşi mi, tatlı mı — bilmem; ikisi birden gelir oldu.
Zelzeleler günlerce sürerdi evvelden, artçılarla;
artık bu gamsız gövdeye kar etmez oldu her sarsıntı.
Belki utanmaz oldu kalbim de.
Gidiyorum — haybe; sırtım dayanır arzına;
en fazla, yerin dibine geçerim.
Korkacak mıyız, ahirlediğimiz neticeden?
Belki de hayatımız sondan başlıyordur.
Say son baştan: dokuz... belki yarın yokuz.
Değilim inkar içinde,
her kulağa konmaya meyyalim yok.
Yok kartal gibi süzülmek varken,
sinek gibi ölmek tek şamarda.
Yığılıp yığılıp kalkmak var — insanca, pek insanca.