



Bir kavgadır.
Ehlileştirmeye çalıştığımız
vahşi bir kavga.
İçte ve dışarıda bulunan.
Büyük çoğunluğu itaat eder;
“düzen böyledir” der.
Az evvel doğup yürüyen kuzu misali
ayak uydurur.
Bir kısmı,
çok az bir kısmı
ayak direr.
Bu, bir ayrıcalıktan çok
insanın kaderini inşa eden bir lanete dönüşür.
Yani değiller övülesi.
Yapabildikleri;
merhamet etmek
ve rahmet beklemek.
Yaşarken de,
öldüklerinde de.
Yani hakikate kavuştuklarında.
Onlar,
ne yapsan burayı
bir vazife haricinde göremezler.
Takdir;
ne olursa olsun
boyun eğer hale gelmişlerdir.
Ancak takdirin sahibine.
Araya girmeye çalışanlara değil.
Birçokları onları
ehil ve yumuşak görür.
Gururları vardır,
ancak çiğnetirler.
“Sahibinedir!” der, çiğnetirler.
Kendini sahip sananlara değil.
Sığınakları,
düştükleri mevzilerdir.
Kaçmaya tenezzül etmezler.
Onlar görülmeyecektir.
Mühim olmak
tercihleri de değildir,
kaderleri de.
Diller, onların dilleridir.
İç acıtan çıtırtılar onlarındır.
Mekânsız
ve isimsizdirler.
Onlar bir soluk alır,
ondan bir can bulur
ve var güçleriyle savaşırlar.
Bir yere tutunmazlar.
Bir ses vardı evvelinde.
Onu da sedayla gömdüler.
Onlar;
kimsesiz kalabalık kimseler.